Sürüş eğitimlerinde ilk öğretilen şeylerden biridir; dikiz aynasına ne kadar bakarsan bak, hemen sağında ya da solunda kalan, ne yapsan göremeyeceğin bir alan vardır. Oraya "kör nokta" derler. Ne tam arkandadır ne de tam önünde. Sadece oradadır ama yokmuş gibi davranırsın. Ta ki o noktadan hızla geçen bir kamyonun kornasıyla irkilene kadar.
Hayat da biraz böyle değil mi?
Her sabah uyanıyor, dikiz aynalarımızı kontrol ediyor, saçımızı başımızı düzeltip yola çıkıyoruz. Birileri "Nasılsın?" diye soruyor, beynimiz hemen o tanıdık, otomatik koruma kalkanını devreye sokuyor: "İyidir, uğraşıyoruz işte..." Oysa tam o sırada içimizde, o aynaların hiçbirinin göstermediği koca bir kör nokta büyüyor. Kimseye anlatamadığımız, kendimize bile bakarken kafamızı çevirdiğimiz o kuytu alan.
Bazen hayatımıza birinin girmesini bekleriz. Tetris oynarken ekranın en tepesinden süzüle süzüle inecek o uzun çubuğu bekler gibi... Geldiğinde her şeyi tek bir hamlede temizleyecek, bizi o sıkışmışlıktan kurtaracak sanırız. Ama beklerken kör noktamızda biriken o yamuk yumuk "L" parçalarını, o gereksiz kareleri görmezden geliriz. Sonra bir bakmışız, beklenen çubuk gelse bile onu koyacak yer kalmamış.
Çünkü kör noktalar ihmal edilmeye gelmez.
İnsan en çok o göremediği alandan darbe alır. Bazen dar bir asansörün içinde tek başınayken, bazen de kalabalık bir caddede yürürken aniden gelen o bunalma hissi, aslında kör noktamızda birikenlerin kornaya basma sesidir. "Buradayım" der o his, "Beni görmüyorsun ama buradayım."
Belki de bu yüzden, sırf o kör noktanın karanlığından kaçmak için birilerine "sarıl bana" deriz. Kemiklerini kırarcasına, kokusu üzerimize sinecek kadar sıkı sarılmak istememiz, aslında o görünmeyen boşluğu bir başkasının varlığıyla kapatma çabasıdır. Bir anlığına da olsa kör noktanın yarattığı o tekinsizliği, bir dostun ya da sevgilinin sıcaklığıyla aydınlatmak isteriz.
Bugün aynaya baktığınızda kendinize o gerçek soruyu sorun: "Nasılım?" Ezberlenmiş cevapları bir kenara bırakın. Aynanın gösterdiklerine değil, aynanın hemen bitişiğinde kalan, bakmaya cesaret edemediğiniz o kör noktaya bakın. Orada ne saklıyorsunuz? Gelmeyecek bir uzun çubuğu mu, yoksa çoktan kaçırılmış bir asansörü mü?
Unutmayın, o kör noktayı yok edemeyiz ama en azından orada ne olduğunu bilirsek, yan şeritten gelen hayata daha hazırlıklı çarpışırız.
Güzel ve kör noktasız bir hafta geçirmeniz dileğiyle...

